TEK-TİP DAYATMASININ SAKINCALARI
Takiyye: Etimolojik olarak takiyye kelimesi, Arapça’daki “vaka, yaki” kökünden gelmekte ve kendini saklama ya da koruma anlamını taşımaktadır. Kökü takva (Allah korkusu) kelimesinin köküyle aynıdır.[1]
Takiyye; sözlük anlamı ihtiyat, korku veya gizlenmek manasında olup, mecburiyet veya zarar tehdidi karşısında dinin icaplarından muafiyet ve kişinin dini inanç ve değerlerini gizlemesi anlamı için kullanılan bir tabirdir.[2]
Düşünce ve eylem özgürlüğünün olmadığı, zulüm ve baskı sebebiyle insanların inançlarını yaşayamadığı, bunun da ötesinde işkencelere maruz bırakıldığı ortamlarda takiyye, başvurulan kurtuluş yollarından biridir. Kur’an-Kerim, düşmanların baskı ve işkencelerinden kurtulmanın bir yolu olarak takiyyeyi, şu ayetlerinde söz konusu etmiştir: “Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah’la hiçbir ilgisi kalmaz. Ancak onlar tarafından gelmesi muhtemel tehlikelerden korunmak amacıyla yaptıklarınız müstesnadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden sakındırır. Nihayet gidiş Allah’adır.”[3], “Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam dedi ki; siz, benim Rabbim Allah’tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor...”[4], “İman ettikten sonra Allah’a karşı inkara sapanlar ve göğsünü küfre açanlar, Allah’tan bir gazaba uğrarlar ve büyük bir azabı hakederler! Ancak kalbi imanla dopdolu olduğu halde zorlananlar bundan müstesnadır.”[5]
Yukarıda naklettiğimiz son ayet olan Nahl Suresi ilgili ayetinin nüzul sebebi olarak, ittifakla Ammar b. Yasir vakası kabul olunmaktadır; bu ayet ile, onun zorlanma neticesinde putlara taptığından ve Peygamberi inkar ettiğinden dolayı duyduğu vicdan azabı teskin edilmiştir.[6] Bu ayet, nüzul sebebiyle birlikte düşünüldüğünde, ortaya şu gerçek çıkmaktadır: İnsanlar, insanlık onuruyla bağdaşmayan eziyet ve işkencelere maruz kaldıkları zaman, kalben ve vicdanen istemedikleri halde, gerçek inançlarını zaman zaman gizlemeyi kurtuluş yolu olarak düşünürler. Ancak böyle bir yola başvurdukları için de, büyük bir vicdan azabı çeker, derin bir strese girerler. Çünkü insan fıtratı; izzet, haysiyet, onur ve şerefle yoğrulmuştur. O halde, yeryüzünde hiçbir fert veya kurumun mükerrem olarak yaratılan insanı, böyle bir azap ve strese sürüklemeye hakkı yoktur. Böyle bir hakkı Allah, hiç kimseye vermemiştir.
Nifak: Arapça “n,f,k” kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak yer altında bulunan ve bir ucundan diğer ucuna gizlice gidilebilen işlek yol demektir. İslami terminolojide ise, kısaca içi dışı bir olmayan, iki yüzlü kimselerin müslüman toplum içinde, müslüman gibi görünerek gerçekte içlerinde küfür veya şirk inancını taşımalarına denir.[7]
Kuşkusuz her sosyal ve politik sistemde, o sistemin üzerinde yükseldiği felsefi ve ideolojik görüşü paylaşmayan, fakat yine de ses çıkaramayacak durumda olan insanlar bulunabilir. Münafıklar da, farklı bir sosyal kategori olarak İslam toplumunun iç muhalifleri şeklinde görülebilirler.
Eğer bir toplumda, insan gruplarının temel hak ve özgürlükleri teminat altındaysa, ibadet ve düşünce farklılığı, olanların bu farklı konumları tabii karşılanıyorsa, muhalif çevrelerin varlığından rahatsız olunmuyorsa ve bu muhaliflerin inanç ve düşünceleri baskı kullanılarak değiştirilmiyor ya da ibadet ve ayinlere engel olunmuyorsa böyle bir ortamdaki nifak tamamen çıkar amaçlıdır, tam anlamıyla bir kişilik bozukluğudur.
Ancak bir toplumda; hangi inanç, din ve görüşte olursa olsun, hiçbir sosyal gruba yaşama imkanı tanınmazsa, onlar için özel hukuki statüler tayin edilmezse, kişi ve gruplar bir takım özel durumları dolayısıyla farklı konumda ele alınsalar bile, yine de onların can, mal, namus, din ve görüşlerini güvence altına alan hukukun üstünlüğü ilkesi yoksa, o zaman nifakın doğup beslenmesine zemin hazırlanmış olur. Çünkü, herkes tavır koyabilme gücünü gösteremez. O halde, insanları, böylesi marazi bir yola başvurmaya mecbur etmemek lazımdır.[8]
“Tek tip insan yetiştirme dayatması, insanları takiyye-nifak ikilemine iten, ‘kafa sayısınca görüş, yürek sayısınca sevgi’ realitesini inkar eden bir özellik arz eder. Halbuki, toplum ideologların, yöneticilerin hamur gibi yoğurup biçim verecekleri bir varlık değildir. Bu amaçla yapılan ‘devrimler, omuzdaki yükü değiştirmemiş, yalnızca omuz değiştirmiştir.’ (B. Shaw). Hiçbir kültür çizmeyle yok edilememiştir. Tek biçimli insan yetiştirme dayatması (integrisme), tehlikeli bir arındırma girişimi olarak ilkin girişimin sahiplerini yok etmiştir. Kurgusal akılla toplum mühendisliğine özenen Jakobenler, Robespierre, Billaud-Varennes, Saint-Just, Le Pelletier insanı terörle yeniden üretmeye yeltendiler. Napoleon bütün Avrupa’yı, bir kimyager gibi kendi deneyi için kullanacağı bir hammadde olarak gördü. Mussolini, Hitler, Stalin, Franco yalnız milyonlarca cana değil, insanlığımıza, onurumuza da kıydılar. Hepsi de tek biçimli insan yaratma isterisiyle hareket ettiler. Kendi akıllarının ürettiği tek gerçeği topluma dayatarak, kendilerinden menkul yol göstericiliği benimseyerek, toplumsal olayların/olguların kişilere, aktörlere teslim olmayacak kadar karmaşık olduğunu düşünmediler. Yarattıkları ideolojik/yanlı Procrustes devlet sayesinde insanların yataklarına uzun gelirse, ayaklarını kestiler, kısa gelirse ayaklarını uzatmaya yeltendiler. Kimileyin de insanları önce parçalara ayırdılar. Sonra bu parçaları yeni biçimler altında birleştirip kendi insanlarını yaratmak istediler. Her totaliter rejim gibi, ‘bir meyve koparmak için ağacı devirdiler’ (Montesquieu). Özgür birey yok oldu. Ortada yalnızca tek bir efendi kaldı. Bu devletti. Geriye ise her efendinin gerek duyduğu köleler. Bireysiz devlet ‘çaldığı dişlerle ısıran hain bir yaratık’ (Nietzche) olup çıktı
Topluma deli gömleği giydiren böyle bir rejimde ve devlette insanlar, maske takıp sahte kimlik kartlarıyla dolaşmak zorundadır. Bireyler için tek kurtuluş yolu ikiyüzlülüktür. Orada pek çok kimse artık kendisi değildir. Ortalıkta duyulan sesler slogan, yinelenen törenler kısır ritüellerdir. Pastörize insanlardan oluşan bir toplumda fotokopilerle yığınlaşma başlar. Örgütlenme yoktur. Çünkü farklılık yoktur. Bunun adı da kültürel soykırımdır (genocide culturelle). Artık insanlar tek şey bilir, tek şey düşünürler. Bu da rejimin dayattığı gerçektir. Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir yerde, aslında kimse düşünmüyor demektir. İnsanın yerine kişiliksiz yaratıklar, “hiç kimse”ler (Octavio Paz) geçmiştir.[10]
İnsan yanakları kızaran bir yaratıktır, onurludur. Devlet ve herkes insana, insanın kendisine, insan kümelerine ve ölüm pahasına değer verdiği şeylere, kültüre, dile, kimliğe saygılı olmak zorundadır. Kısacası, insanlık, bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine yaşamayı sağlamak, barışa ve selamete ulaştıracak olan başka başka kültürlerin, kimliklerin bir aradalığını hazmedebilmek durumundadır
insan, eğitim, takiyye, özgürlük, nifak, toplum
[1] Hamid İnayet, Çağdaş İslami Siyasi Düşünce, s.316
[2] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, IV-53
[3] 3 Al-i İmran 28; Ayetten maksat, mü’minlerin kafirlere iyi davranmaktan, adalet ve ihsandan men edilmesi değil, mü’min kardeşlerine zarar verecek şekilde kafirlerle içli dışlı olmaktan ve onları kendilerine yönetici seçmekten sakınmalarıdır. Ayrıca ayette, büyük bir zaruret, tehlike veya zor karşısında bulunan bir mü’minin böyle bir durumda imanına sahip olarak takiyye yapabileceği ifade edilmektedir. Bk., Yazır Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, II-340
[4] 40 Mü’min 28; Firavun’un devlet erkanından olan bu mü’min kişi, önceleri imanını gizleyerek, gizliden gizliye tedbirlerle bir süre Firavun’u avutmuş ise de, nihayet Hz. Musa’nın kesin kararı karşısında meydana çıkma gereğini hissederek önce yavaş yavaş nasihate başlamış, sonra da açıktan savaş meydanına atılmıştır. Bk., Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an, V-145; Yazır Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, VI-521
[5] 16 Nahl 106
[6] Muhtasaru Tefsiri İbn Kesir, II-344; Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, IV, 53-54
[7] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, III-75; Zemahşeri, Tefsiru’l-Keşşaf, I-30
[8] Bk., Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, III-76-78
[9] Bk., Selçuk Sami, Adli Yıl Açış Konuşması (1999-2000), s.10-11
[10] Bk., Selçuk Sami, Adli Yıl Açış Konuşması (1999-2000), s.11-12
| < Önceki |
|---|
- 19/12/2009 17:34 - İsar, digergam, empati, ya da başkasının ayakkabısıyla 3 gün yürümek ve idarecilik.
- 12/12/2009 10:17 - Değişik Boyutları ile Ekonomik Özgürlük
- 09/12/2009 18:57 - “Konuşan Yalnız Hakikattir” Ne Demektir?







