GENÇ DÜŞÜNCE

SITE SLOGAN

Monday, May 21st

Son güncelleme12:23:46 PM GMT

You are here: Düşünce Araştırma / İnceleme Bireysel Özgürlüğün Psiko-Sosyal Yorumu

Bireysel Özgürlüğün Psiko-Sosyal Yorumu

e-Posta Yazdır PDF
photo-jm-History

Modern dünyadaki en yıkıcı yanlışlardan biri, özgürlüğü, düzenlilik öğretisi yönünden değil de yalnızca kaçış yönünden düşünme eğilimidir. Bu yaygın yanlış anlama, özgürlük ve bağlılığı birbiriyle gerilim halinde bıraktığı gibi özgürlük aleyhinde bulunmaya da sevk etmiştir. Özgürlük, çoğu zaman devlet kurumu için tehlikeli görülmüştür. Sosyal gruplar ve kurumlar, özgürlüğü kendileri için zararlı bulmuşlardır. Allah’ı ve dini inkar etme noktasına götürebileceği veya bencillik ve kayıtsızlığa itebileceği endişesinden hareketle kimi zaman dindarlar tarafından “hürriyet ateştir, ateşe götürür” manasında algılanmıştır.

 

Ancak gerçek şu ki, özgürlüğün değeri, dışardan zorlama ve yapay sınırlılıktan sıyrılmış olmamızı içerir. Böylece seçtiğimiz amaçları izlemek için özgür olabiliriz. Kabul ettiğimiz değerleri benimseriz ve bizim için anlamlı olan yükümlülükler altına gireriz. Bunun anlamı hiçbir zaman tüm yükümlülüklerden, değerlerden ve amaçlardan bağımsız olmak değildir. Kabul ettiğimiz en yüksek değerlere ve benimsediğimiz en asil isteklere göre sadakatle ve tutarlılıkla yaşadığımızda özgürlüğü en çok hissederiz ve tümüyle insan oluruz. Gerçek başarıya götüren yol budur.[1]

 

Devletin bekasının itaatle kaim olduğu düşüncesinden hareketle, bireyler baskı altına alınmışlardır. Halbuki baskıyla sağlanan itaat, özünde isyan çekirdeği barındıran bir tohumdur. Avına atlamayı bekleyen kaplan gibidir. Fırsatını bulunca mutlaka ortaya çıkacaktır. Buna karşılık “gönüllü itaat” dediğimiz özgürlükten onay almış bir itaatin hem dışı, hem de özü birdir, sağlamdır, olduğu gibi görünür, göründüğü gibidir, aldatmaz, isyan için fırsat kollamaz. “Demek sırf Allah’tan bir rahmet iledir ki sen onlara yumuşak davrandın, eğer katı yürekli, kaba, kırıcı olsaydın elbette etrafından dağılıp giderlerdi. O halde kusurlarını affet de günahlarına istiğfar ediver ve iş hususunda onların görüşlerini al, sonra da azmettin mi artık Allah’a dayan, çünkü Allah tevekkül edenleri sever.”[2]

 

Sosyal gruplar ve kurumlar çoğu zaman disiplin adına özgürlüğü dışlamışlardır. Oysaki araştırma, soruşturma ve fikir alış-verişini engelleyen bir disiplin, bireyleri sıcak diyalogdan mahrum eder, araştırma isteklerini kırar, monoton ve resmi bir atmosfer oluşturur. Buna karşılık bireylerin haysiyetleri kırılmadan, kişilikleri incitilmeden, özgürce seçimlerinin katılımı sağlanmak suretiyle sağlanan bir disiplin çok daha faydalıdır. Demek ki ideal olan, gönül temelinde, fertlerin iradi katılımlarının sağlandığı bir disiplindir.

 

İbadet ve amel etmeye sevk etmek veya bencillik ve kayıtsızlıktan kurtarmak için baskı yapma ve zor kullanmaya gelince; bir kere zor ve baskıyla yapılan bir ibadet Allah’ın makbulü değildir. Kişinin kendi istek ve arzusuyla, gönlünden gelerek yaptığı ibadetler kabule şayandır, Allah’ın indinde kıymetlidir.

 

Bencillik ve kayıtsızlık ise, insanoğullarının bizzat kendi menfaatleri işin içine girmedikçe, hayatta birbirlerinin hareketlerine hiç karışmamaları gerektiği ve yekdiğerinin iyiliği veya saadeti ile meşgul olmamaları icap ettiği anlayışıdır ki, yanlıştır. Başkalarının iyiliğini korumak için ferağatli himmetin, özverili çalışmanın herhangi bir surette azalacak yerde, çokça artmasına elbette ki ihtiyaç vardır. Fakat bu ferağatli hayırhahlık; insanları kendi iyiliğine, hayırlarına inandırmak için, kamçı ile kırbacın gerek hakikisinden, gerek mecazisinden başka vasıtalar bulabilir...[3]

özgürlük, birey, insan, baskı, zulüm, insan hakları


[1] Bk., Morris Tom, Gerçek Başarı, Çev. Alev Önder, Sistem Yayıncılık, İstanbul 1998, s.146

[2] 3 Al-i İmran 159

[3] Bk., Mill, J. S., Hürriyet, s.146; Ayrıca, bireysel özgürlüğün psikolojisi hakkında gerçek hayattan alınan örneklerle yapılan güzel değerlendirmeler için bk., William Glasser, Kişisel Özgürlüğün Psikolojisi, Türkçesi: Müge İzmirli, Hayat Yayınları, İstanbul 1999.