GENÇ DÜŞÜNCE

SITE SLOGAN

Monday, May 21st

Son güncelleme12:23:46 PM GMT

You are here: Düşünce Araştırma / İnceleme Değişik Boyutları ile Ekonomik Özgürlük

Değişik Boyutları ile Ekonomik Özgürlük

e-Posta Yazdır PDF
ekonomi1

 Sosyo-ekonomik özgürlük: Sosyal ve iktisadi haklar ve hürriyetler tabiri, özellikle 19. asırdan sonra kullanılmaya başlanmış ve zamanla bu hak ve hürriyetler fertlere tanınmıştır. Çünkü, klasik hürriyetlerin fertlere artık yeterli gelmediği, bu haklara ilave olarak sosyal ve iktisadi muhtevalı hak ve hürriyetlerin de sağlanması gerektiği anlaşılmıştır. Sosyo-ekonomik haklar, mahiyetleri itibariyle, özellikle maddi imkanları sınırlı yurttaşlara, devletin sunması gereken hizmetler arasındadır. Bu özellik, ancak son asırlarda fark edilmiş ve zaruret olduğu hissedilmiştir. Daha sonra da anayasalara ve kanunlara girmeye başlamıştır. İnsanların bunu yeni fark etmeleri, onun devletin esasen kamu hizmeti alanının içinde olmadığı manasına gelmez.[1]

            İslam Hukuku’nun temel normları ise bu hizmetlerin cevherlerini 14 asır öncesinden düzenlemiş bulunmaktadır. Hem de zengin ve kapitalist kimselere karşı bir reaksiyon hüviyetinde olmadan bu düzenlemeyi yapmıştır.[2]

            Kuran-ı Kerim’in sosyo-ekonomik özgürlüklere yönelik düzenlemelerini, kategorik olarak dört başlık altında inceleyebiliriz. Bunlardan ilk iki kategori, daha ziyade ahlaki bir özellik taşımakta olup işin manevi ve felsefi arka planını oluşturmaktadır.

            1) Mala Karşı Özgürlük: İşin felsefi arka planını oluşturan kategoridir. Göklerin ve yerin tümünün hakiki sahibinin ve rızkı verenin gerçek manada Allah olduğu vurgulanarak, insanın mala ve paraya kul ve köle olması yerilmiştir. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (diğerleriyle) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va’detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[3], “Allah dilediği kişinin rızkını genişletir ve daraltır. Onlar ise dünya hayatına sevindiler. Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir metadan başkası değildir.”[4] Meallerini verdiğimiz bu iki ayette, göklerin ve yerin mirasının Allah’a ait olduğu ve rızkın onun elinde bulunduğu hatırlatılmaktadır. Öyleyse, insan için mutlaka bir bağlılık söz konusu olacaksa, bu, mala ve mülke değil, Allah’a bağlanma şeklinde olmalıdır. Çünkü mülkün sahibi odur, dilerse verir, dilerse genişletir, dilerse daraltır. “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın...”[5]

            Mal ve mülkü haddinden fazla sevip aşırı düşkünlük göstermek, şu ayetlerde etkili bir anlatımla yerilmiştir: “Ne zaman Rabbi, insanı deneyerek rızkını kıssa, hemen ‘Rabbim bana ihanet etti’ der. Hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Mirası sınır tanımaz (helal haram aldırmaz) bir tarzda yiyorsunuz. Malı ‘bir yığma tutkusu ve hırsıyla’ seviyorsunuz.”[6], “De ki; Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, tükenir korkusuyla yine de cimrilik ederdiniz. Zaten insanlar pek cimridir.”[7] Hz. Peygamber @ de bir hadis-i şeriflerinde altın ve gümüş paraya kul-köle olanları sert bir ifadeyle kınamaktadır: “Altın ve gümüş paraya ve kadifeye kul-köle olan kimse kahrolsun. Şayet kendisine verilirse (Allah’tan) razı olur, verilmezse (Allah’tan) razı olmaz (Allah’a öfkelenir).[8] Hadisten anlaşılıyor ki; şefkat ve merhamet timsali Hz. Peygamberin ‘kahrolsun’ bedduasına maruz kalan kimsenin hedef-i maksadı ve temel amacı para ve mal olmuştur. Bunlar kendisine verilince keyfi yerine gelir, kendisinden esirgenince sendeler, Allah’a kızıp öfkelenir. İşte bu derece paraya ve mal-mülke bağlanma kişilik, karakter, haysiyet ve hürriyeti bu uğurda feda etme, İslam’ın insanın fıtratına yakıştırmadığı bir durumdur. Sözün özü; dünya için, mülk ve para için haysiyet ve hürriyet feda edilmez. Belki haysiyet ve hürriyeti kazanmak veya muhafaza etmek için gerekirse dünya feda edilir.

            2) Başkalarına bağımlı hale gelmeyi önleyecek derecede mala sahip olmanın sağladığı özgürlük: İslam, insanların ahlaki ve manevi olgunluğu için ekonomik yeterliliği bir ön şart kabul etmektedir. Çünkü ortalama bir insanın temel ihtiyaçları karşılanmadığı sürece ne iyi bir vatandaş olabilir, ne de manevi seviyesi yükselebilir. Aşırı yokluk içindeki insanların (genel manada) dini ve ahlaki değerleri olamayacağı da bilinen bir gerçekliktir. Dolayısıyla, İslami sistemde her ferdin ihtiyaçlarının karşılanmasına büyük önem verilmiştir. Resulullah @ ın “Yoksulluk insanı küfre yaklaştırır”(Müslim) hadisi her ferdin bu belirli temel ihtiyaçlarına atıftır.[9]

            Hz. Peygamber, insani ihtiyaçların karşılanmasına, maişet temini için çalışmayı müslümanlar için hemen hemen farz görecek kadar önem vermiştir. Peygamberimizin “Yoksulluk insanı küfre yaklaştırır.” ifadesi de, insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasının gerekli olduğu görüşünü kuvvetlendirir. Çünkü bu istek ve ihtiyaçlar karşılanmazsa, insan manevi yönünü koruyamaz.

            “Hz. Peygamber, bir hadisinde de şöyle buyurmaktadır: ‘Sizin en hayırlınız ahireti için dünyayı, dünyası için ahireti terk etmeyen ve başkalarına yük olmayandır.’ Burada, hayatın ahlaki ve ekonomik yönlerinin ahengi, insanların zihnine yerleştirilmek istenmiştir. Bir insan, ne hayatın maddi araçlarının elde edilmesi uğraşında bu dünya hayatına tamamen kendini kaptırmalı ve Allah’ı unutmalı, ne de ekonomik alanı görmezlikten gelecek kadar dünyadan el-etek çekmelidir. ‘Başka insanlara yük olmamalıdır’ buyurmakla Hz. Peygamber, İslam’ın, çalışmayıp başkalarına bağımlı olan kimseleri tasvip etmediğini açıkça belirtmektedir. İslam, insana kendi ihtiyaçlarını karşılamak veya başkalarının ihtiyaçlarında kullanmak üzere servet elde etmek için çalışmayı öğretmektedir.”[10] “Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.”[11], “...Yiyin için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.”[12], “Onlar, sarf ettikleri zaman ne israf, ne de cimrilik ederler, ikisi arası bir yol tutarlar.”[13]

            Şu hadis-i şerif de, sosyo-ekonomik haklar açısından oldukça önemlidir: “Hepiniz çobansınız ve idareniz altındakilerden sorumlusunuz. İnsanların idaresini üzerine alan devlet başkanı, onların çobanıdır ve idare ettiklerinden sorumludur.”[14] Bu hadiste, dikkat edilecek olursa, hükümetin vatandaşlarına karşı sorumluluğu önemle vurgulanmıştır. Şöyle ki; hükümet, yönetmekle yükümlü olduğu topluma karşı mes’uldür. Her vatandaşa, adil ölçülerden aşağı olmamak üzere, bir hayat seviyesi sağlamaya çalışmak, hükümetin görevlerindendir.[15]

            İslam toplumu, bireyleri için yalnızca ruhi gerekleri sağlayan bir toplum değildir. Onların geçim ihtiyaçlarını da sağlayan bir toplumdur. Buna göre, devletin tam anlamıyla İslami bir devlet olabilmesi için, en azından erkek veya kadın olsun her ferdin asgari geçim seviyesinden faydalanabileceği şekilde, toplumun işleri düzene konmalıdır.[16] Çünkü bu asgari geçim seviyesi sağlanamadan, ne insanın yüceliğinden, ne gerçek hürriyetten,[17] ne de ruhi kalkınmadan söz edilebilir.

            Bu sözler, devletin bütün vatandaşlarına rahat, kederlerden uzak ve mutlu bir yaşayışı sağlama manasında değildir. Birinci olarak; aşırı zenginlik ve servetle, insanlığın özünü aşırı bir şekilde inciten alçaltıcı bir fakirlik, İslam Devleti’nde yan yana olamaz.[18] İkinci olarak; her vatandaşa şerefli bir hayat sürmenin gereklerini sağlamak için, bütün imkanlarını kullanmak devletin görevidir. Üçüncü olarak; bütün vatandaşların bu gerekleri elde edebilmesi için eşit imkanlara sahip olmaları gerekir. Aksi taktirde belirli kişiler, toplumun geri kalanlarının hesabına yüksek ve tatlı bir hayatın sefasını sürerler.

            Toplumun bir kısmı çeşitli sefalet ve yoksulluklar içinde iken, diğer bir takım kişiler ihtiyaçlarından fazlasına sahip iseler, o toplumun mutluluğundan ve gücünden söz edilemez.[19] Eğer İslam’ın doğuşu sırasında olduğu gibi toplum, istisnai bir takım şartlardan dolayı bir yoklukla karşı karşıya kalırsa, böyle bir yokluk gelecekte, toplumu kalkınma ve yükselmeye götürecek taşkın bir ruhi gücün kaynağı olabilir. Fakat servet kaynakları, bir kısmı rahat bir yaşayış sürerken, diğer bir kısmı bütün gücünü zaruri yiyecek miktarını sağlamak için harcayacak şekilde kötü bir dağılıma tabi tutulmuşsa; fakirlik, bu durumda manevi kalkınmanın en büyük düşmanı olur.

            Buna göre toplumun bireyleri arasında iktisadi bir adalet sağlamak ve kadın, erkek, çocuk her vatandaşın kendisine yetecek kadar yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını, hastalandığında ilaç ve kendisine uygun bir barınak bulma imkanlarını sağlamak, İslam Devleti’nin görevlerindendir.

            Bu gayeleri gerçekleştirmenin bir gereği olarak, İslam Devlet Anayasası her vatandaş için şu hakları hükme bağlamalıdır: Birinci olarak; kişi çalışabildikçe, vücudu hastalıksız oldukça, verimli ve gelir getiren bir işte çalışabilecek. İkinci olarak; kendisine uygun bir işte çalışabilmek için gerekli eğitimin sağlanması, durum gerektirecek olursa bu, hükümetin harcamalarıyla yerine getirilecektir. Üçüncü olarak; hastalık halinde parasız tedavi yapılacak. Dördüncü olarak; hastalık, dulluk, yaşlılık, küçüklük, işsizlik[20] veya kişinin iradesi dışında kalan herhangi bir neden dolayısıyla kazanacak durumda olmayanların yeterli yiyecek, giyecek ve barınak ihtiyaçları karşılanmalıdır.[21]

          


[1] Bk., Armağan Servet, İslam Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler, s. 153

[2] Armağan Servet, İslam Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler, s.153-154

[3] 57 Hadid 10

[4] 13 Ra’d 26

[5] 11 Hud 6

[6] 89 Fecr 16-20

[7] 17 İsra 100

[8] Buhari, Cihad, 70, Rikak, 10; San’ani, Muhammed b. İsmail (V. 1186 H.), Sübülü’s-Selam Şerhu Buluği’l-Meram Min Cem’i Edilleti’l-Ahkam, Daru’l-Ma’rife, Beyrut-Lübnan tsz., IV-265

[9] Afzalur Rahman, Siret Ansiklopedisi, II-310

[10] Afzalur Rahman, Siret Ansiklopedisi, II-308-309

[11] 28 Kasas 77