GENÇ DÜŞÜNCE

SITE SLOGAN

Monday, May 21st

Son güncelleme12:23:46 PM GMT

You are here: Düşünce Akaid Kur'anın Kalp Katılığına Bakışı

Kur'anın Kalp Katılığına Bakışı

e-Posta Yazdır PDF
1997_Tas_yontuculari_b1

KALP KATILIĞI

“Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı. Şimdi onlar taşlar gibi, hatta daha da duygusuz, çünkü taşların öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor, öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki Allah korkusuyla yuvarlanıyor. Sizler ise neler yapıyorsunuz, Allah habersiz değildir!”[1]


Ayette, Allah’ın emirlerine karşı son derece lakayt davranan İsrail oğullarının kalpleri taşlara benzetilmektedir. Özellikle “Öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor” cümlesiyle, Hz. Musa’nın (a.s.) asasına karşı adeta büyük bir şevkle yarılıp on iki gözünden on iki çeşme akıtan taşa işaret etmekle,[2] şöyle bir manayı ifham edip manen der: Ey İsrail oğulları! Musa’nın bir tek mucizesine karşı sert ve koca taşlar yumuşar, parçalanır, ya haşyetinden veya sürurundan ağlayarak sel gibi yaş akıttığı halde, size ne oluyor ki Musa Peygamberin bütün mucizelerine karşı lakayt kalıp gözünüz kuru ve yaşsız kalıyor, kalbiniz kaskatı kesiliyor.


“Öylesi de var ki Allah korkusuyla yuvarlanıyor” cümlesiyle, Tur-i Sina’daki Hz. Musa’nın münacatı sonrası meydana gelen ilahi tecellinin heybetinden koca dağ parçalanıp dağılması ve o haşyetten taşların etrafa yuvarlanması hadisesini[3] hatırlatmak suretiyle, şöyle bir manayı ders verir: Ey İsrail oğulları! Nasıl Allah’tan korkmuyorsunuz? Hâlbuki taşlardan ibaret olan dağlar, O’nun haşyetinden ezilip dağılıyor, sizler ise, Tur dağını üstünüzde tuttuğunu gördüğünüz[4] ve taleb-i rü’yet hadisesinde dağın parçalanmasını bildiğiniz halde, ne cesaretle O’nun haşyetinden titremeyip kalbiniz katılık ve duygusuzlukta taşları bile geride bırakabiliyor?


Ayet-i kerimedeki ifadenin umumu nazar-ı itibare alındığında ise, adet perdesi tahtında ve zeminin altında harikulade bir şekilde cereyan eden ilahi tasarrufatı kısaca hatırlatmak suretiyle şöylece ders verir:


Ey Ben-i İsrail ve ey Ben-i Adem! Ey vahye muhatap olan tüm insanlar! Sizlere ne olmuş ki, kalpleriniz taştan daha camid ve daha ziyade katılaşmıştır. Zira görmüyor musunuz ki, o pek sert/katı olan ve toprak altında büyük bir tabaka teşkil eden o koca taşlar, Allah’ın emirlerine karşı o kadar itaatkâr, o derece yumuşak ve emirberdir ki, Allah’ın birer memuru olan o latif sulara, nazik köklere ve ipek gibi damarlara son derece mukavemetsiz ve kasavetsizdir. O derece ki, güya bir âşık gibi o latif ve güzellerin temasıyla adeta kalbini parçalıyor, yollarında toprak oluyor. Sizlerin bu taşlardan geri kalmamanız gerekmez mi?...[5]

 

 

 

 

[1] Bakara, 2/74

 

[2] “Hatırlayın o zamanı ki, Musa kavmi için su istemişti, o zaman biz de ‘Asan ile taşa vur’ demiştik. Onun üzerine ondan oniki pınar fışkırdı, böylece herkes kendi su alacağı pınarı bildi. Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” Bakara, 2/60

 

[3] “Musa tayin edilen sürede gelip de Rabbi onunla konuşunca: ‘Rabbim, bana kendini göster, Seni göreyim’ dedi. Allah buyurdu ki, ‘Beni asla göremezsin, ama şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin.’ Rabbi dağa tecelli edince onu param parça etti. Musa bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde, ‘Sen çok yücesin, sana tevbe ile döndüm ve ben iman edenlerin ilkiyim’ dedi.” A’raf, 7/143

 

[4] “Bir zamanlar o dağı, bir gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de neredeyse tepelerine düşeceğini zannettikleri bir sırada onlara ‘size verdiğimize sımsıkı sarılın ve onda olanı hatırınızdan çıkarmayın ki sakınasınız’ demiştik.” A’raf, 7/171

 

[5] Bk., Bediüzzaman, Said Nursi, Sözler, Zehra Yayıncılık, İstanbul 2000, s. 264-268, 407