Hangisi daha öncelikli:
Hukuku ibad mı?
Hukuku ALLAH mı?
Bediüzzaman Said Nursi imandan sonra en mühim olan a’mal-i salihayı şöyle tarif eder: “İmana ait bilgilerden sonra müslümana en lâzım ve en mühim a’mal-i sâlihadır. Sâlih amel ise, maddî ve manevî hukuk-u ibada tecavüz etmemekle birlikte, hukukullahı da bihakkın îfa etmekten ibarettir.”Yani İslam’da önce yaratılmışların haklarına tecavüz etmemek gelir. Kelime-i Tevhitte “la ilahe” nin, “illallah” dan önce geldiği gibi.Ya da sabah namazının sünnetinde önce şirki, küfrü reddeden“Kafirun” suresinin, 2. rekatta imanı yerleştiren “İhlas” suresini okumanın tavsiye edilmesi gibi.
Dinimizde hukuk-u ibad dediğimiz yaratılmışların hukukunu Cenab-ı Allah kendi haklarının önünde tutmuştur. Bana “asla kul hakkıyla gelmeyin” demiştir.
Yaratılmışların haklarından en önemlisi, kainatın halifesi olan insanların hakkı, kısaca “kul hakkı” dır. Müslümanların imtihan meydanı olan şu dünya hayatında en çok dikkat etmeleri gereken husus asla kul hakkı yememek, kul hakkına tecavüz etmemektir.
Kul hakları da çok çeşitlidir. En önemlilerinden birisi de İşçi; yani çalışan, emek veren, geçimini emeğiyle kazanan insanların haklarıdır. Çalıştırdığı işçisine ücretini, diğer haklarını -alnının teri soğumadan- vermek <<Müslüman işveren için Allah indinde NAMAZ, ORUÇ, HAC gibi şahsi ibadetlerden daha önemlidir.>> İslam’ın tüm toplumsal olaylara yaklaşımı da bu şekildedir. Bana göre şahsi ibadetler Müslüman için bir antrenman şeklinde olup asıl imtihan hayatın içerisinde, toplum içerisinde devam etmektedir. Onun için Kuran-ı Kerim “Namaz sizi aşırılıktan, kötülüklerden alıkoymalı” der.
Kıymetli okurlarım. Konya’da 5 vakit namaz kılan insanların sahibi olduğu bir fabrikada yaşananları size isim vermeden orada çalışan bir işçinin ağzından kısaca aktarıyorum. İşçimiz; 5 vakit namazını kılan, dürüst, yakından tanıdığım birisi. Yaşadıklarını ısrarla anlatmasını ben istedim, aynen aktarıyorum :”Ben … Fabrikasına 1995 yılında girdim.O zaman fabrikada 200 kişi çalışıyordu. Ayrıca ….ve ….. de fabrikanın iki bölümü daha vardı. İlk önce … bölümü battı.……, …… le ortaktılar. Babaları … da vefat etti. Fabrika 1960 lar da kurulmuştu. Namazını kılan insanlar. Çok açıldılar, hesaplarını bilmediler, işçilerine maaşlarını vermediler, kul hakkına dikkat etmediler, bütün sorumluluğu müdürüne ve ustabaşlarına yüklediler, kendileri işçileriyle hiç ilgilenmediler, 12 yıldır fabrikalarında çalışan işçinin ismini bile öğrenmediler. 200 kişiden 2,3 ay maaşını alamayan, daha iyi iş bulan 150 işçi işten çıktı. İşçi sayısı 50 kişiye kadar indi. Kalanlar sabırlı işçilerdi.Öyle ki 500 tl civarında ki maaşımızı 9, 10 taksitte öderlerdi.Sonraları bu da yapılmadı. Son olarak sayımız 40 ın altına düştü. 4 ay maaşımız ve sigortamız ödenmedi.”
Bu ve buna benzer olaylar sıklıkla duyuyoruz.
Kıymetli okurlarım malında, paranın da bir imtihan vesilesi olduğuna inanmıyor muyuz ?
Paranın da malında hayırlısını istemiyor muyuz?
Paranın da malında miktarından ziyade bereketin önemli olduğuna iman etmiyor muyuz?
O halde Müslüman işverenlerin bu anlam ve manaları iyi düşünmeleri ve kendilerini “hesaba çekilmeden önce hesaba çekmeleri” gerekmektedir. Zaten ticari olarak “marka” üretmenin birinci yolu çalışanını memnun etmekten geçer.
Peygamberimiz “Dünya, yediğiniz içtiğiniz, giydiğiniz. Allah için yedirdiğiniz içirdiğiniz, giydirdiğinizdir. Bunun dışındakiler size ait değildir.” Der.
Bırakın işçinin hakkını Müslüman “infak”
Onun için Osmanlı da siftah yapan tüccar, 2. müşteriyi komşusuna gönderiyordu. Müşteriyi kardeşiyle paylaşan tüccar harama tenezzül eder mi? Onlar bu terbiyeyi, bu eğitimi Ahilik topluluğunun bir ferdi olarak manevi büyüklerinden almışlardı. Çünkü içinde bulundukları topluluk onları hem eğitiyor, hem kontrol ediyordu.
Ahilik kendisini İslam’a adayan fertlerin disiplinli, inanç, duygu, düşünce ve eylem birliğini bünyelerinde gerçekleştirdikleri Cemaat hareketlerinden bir tanesiydi. Temelini istibdat ve maddi güce dayalı saltanatın değil, sevgiye, inanca dayalı kardeşliğin oluşturduğu bu cemaatlerde faziletlerin tümünü içine alan “fütüvvet” ilkesinin ayrıcalıklı bir yeri vardı. Cömertlik, mertlik, cesaret, kahramanlık, tevazu, hilm, şefkat, hoşgörü, ülfet, muhabbet, meveddet ve fedakarlık gibi tüm faziletleri bünyesinde toplayan “fütüvvet” in tarihi çok eskilere dayanmakta. Tüm İslam topraklarında bir hasbi faziletliler ordusu olarak yaşayan fütüvvet teşkilatlarının Anadolu’daki uzantısı Ahilik olmuştur. Genellikle esnaf, tüccar, zanaatkârlar arasında yaygın bir meslek kuruluşları gibi de çalışan Ahiyan-ı Rum, Anadolu’da ki Gazilerin ekonomik kolu olarak faaliyet gösteriyorlardı.
Ruhlarımızda, vicdanlarımızda, nefislerimizde vermenin, verebilmenin hazzını yaşayabilmek ve bizi eğiten ve yetiştiren faziletli bir topluluk içinde hareket etmek bizim yaratıcımıza yaklaşmamıza vesile olacak. Bu yaratıcımıza yakınlık ve aramızdaki bağın güçlenmesi helal harama daha fazla dikkat etmemizi, hakkımız olmayan, şüpheli şeylerden uzak durmamızı netice verecektir.
Kul hakkına helal ve harama dikkat etmek HAK bilinciyle mümkündür. Hak bilinci insanın işinde başarılı olmasının, verimli olmasının olmazsa olmazıdır. Bir felsefedir, hayata bakış tarzıdır ve verimliliğin gereğidir.“En verimli yağmur, alın teridir” demiş Cenap Şahabettin. Verimlilik, alın teri dökerek kazanma; kazandırarak kazandığı için, kazancını gönül ferahlığı ile hak etme, helal kazanma hem yaratanı, hem yaratılanı razı etme bilincidir.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
- 22/12/2009 11:18 - Kur'an-ı Kerimin Dünya Hayatına Bakışı
- 22/12/2009 11:04 - Kur'anın Kalp Katılığına Bakışı
- 19/12/2009 17:57 - Sonsuz Bir Hayat Varmı.?
- 09/12/2009 20:42 - “Verme” nin olağanüstü terbiye ediciliği ve “kurban”







