GENÇ DÜŞÜNCE

SITE SLOGAN

Monday, May 21st

Son güncelleme12:23:46 PM GMT

You are here: Kültür Sanat İnsanın Hayat Filmi

İnsanın Hayat Filmi

e-Posta Yazdır PDF
kumsal_ve_ayak_izleri

İnsan bir yolcudur. Yolculuğu ruhlar aleminden ana rahmine, oradan dünyaya, sabavetten, gençlikten, ihtiyarlıktan ölüme; kabirden, berzaha, haşirden mahkeme-i kübraya (Büyük Buluşma ve Yüzleşme), sırattan cennet ya da cehenneme ebed-ül âbâda, ölümün öldürüldüğü sonsuzluk alemine gider.

İnsanın dünyadaki hayat serüveni bütün hayvanatın ve nebatatın "doğar, yaşar, ölür" gerçeğine benzer. Fakat insanın diğer varlıklardan farkı imtihandan geçmesidir. İnsan elest bezminde yaptığı misak-ı ezelî ile kulluğunu kabul ve Rabbinin Uluhiyetini tasdik etmiştir. Bu misakın gereği fani olan dünyada imtihana çekiliyor. İnsana verilen cüz-i ihtiyarın meyli ve tasarrufu, fiillerinin adi bir şartı olduğundan her amelinden sorumludur. İradesiyle alâkalı olmayan amellerinden ise sorumlu değildir. Bütün insanlık nihayetinde ister istemez dünyadaki amellerinin karşılığında o ebedî cennet ve cehennem havuzlarına dökülecektir. O zaman insan ne yapmalı ki sonucu kendi lehine çevirebilsin?

İnsanın hayatı, uzun karelerden oluşmuş bir film şeridi gibidir. Aslında herkes kendi hayat filminin başrolünü oynayan bir aktördür. Manzar-ı âlâdan bakan; mazi, hal ve istikbâli yani ezelî ve ebedî, olmuş ve olacak her şeyi bir anda gören Allah (c.c.) bizi gözetliyor. O'nun nazarından hiçbir şey saklı kalamaz. Hatta akıldan ve kalpten geçen gizli hatıralar bile...

Her film bir senaryoya göre çekilir. Fakat ne ilginçtir ki insanın senaryosu oynandıktan sonra ortaya çıkar. Ve bu senaryo ile Allah'ın ilm-i ezelisi ile önceden görüp Levh-i Mahfuz'una kaydetmiş olduğu senaryo bire bir aynıdır. İnsan Levh-i Mahfuz'u okuyarak yaşamaz. Allah (c.c.) da bu senaryonun oynanmasında cebir kullanmadığından adetâ herkes kendi kaderini kendisi tayin eder.

Dünya, içinde zıtları ve farklılıkları beraber bulundurur. İnsanın amellerine kaynaklık eden iyi ve kötü seçenekler önüne konulur. İlâhî kanunlar, peygamberî öğretiler, insanî değerler iyi seçeneklerdir. Nefis ve şeytanın vesveseleri de kötü seçeneklerdir. Helal dairesi geniştir, keyfe kâfidir. Harama girmeye lüzum yoktur. Zarara rızasıyla gerene merhamet edilmez ve acı sonuçlarına katlanır. Yarın seni zillet ve rezaletlere maruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahat ve lezzetini bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen pek aziz ve yüksek olursun.

Hayatımız filme alınıyor. Ömür boyunca her yıl, her ay, her ay, her gün, her saat, her dakika, her saniye, her salise ve her ânımız... Bir gün gelecek bir an kalacak ve o an her an olabilir. O âna kadar melekler manevi kameralarla çekime devam ederler. Çekilen filmin bazı kötü kareleri tevbe istiğfarla, dua ve niyazla, rıza ve iyi niyetle düzeltilebilir. Fakat ölümden sonra asla böyle bir değişikliğe izin verilmez. Filmin stüdyosu bütün kainattır. Siz nerede olursanız O sizinle beraberdir. O zaman bütün yaşadığımız mekanlar, içinde bulunduğumuz her yer, evimiz, iş yerimiz, sokağımız, caddemiz... o kameranın odak noktasında, yakın çekimindedir. Filmin galası Allah'ın huzurunda Mahkeme-i Kübra'da yapılacak, o büyük buluşma ve yüzleşmede filmin her karesi en ince ayrıntısına kadar değerlendirilecek, kemiyeten ve keyfiyeten adalet terazisinde tartılacaktır. Seri'ül hisâb olan Allah (c.c.) sonuçları açıklayacak, imtihanı kazananlar, misak-ı ezelîye sadık kalanlar, rıza-i ilahî, kabul-ü rabbanî ve iltifat-ı rahmana mazhar olanlar ödüllendirilecek ve diplomalarına "cennetliktir" yazılarak, ebedî saadete kavuşacaklardır. Fakat imtihanı kazanamayanlar, rollerini iyi oynamayanlar, gaflete dalıp nefis ve şeytana uyanlar ise şiddetle cezalandırılmak üzere "cehennemliktir" diploması ellerine verilerek azaba gönderilecektir.

Bugünkü yaşam şeklimize devam ettiğimizde sonucun aleyhimize olduğunu görsek acaba tavrımızda bir değişiklik yapmak istemez miydik? Dönüşü olmayan bir yola girdiğimizden filmimiz sona ermeden tekrar tekrar gözdengeçirip muhasebe, murakabe ve özeleştiri yapmaz mıydık? Başımıza açılmış olan imanı kazanıp kaybetmek davasını hayatımızın en büyük gayesi yapmaz mıydık?  Biliyoruz ki orada, dünyada iken hazırlamış olduğumuz filmden başka hiçbir sermayemiz olmayacak.

İnsanın nereden geldiğinin, nereye gideceğinin ve kul olduğunun bilincinde olarak hareket etmeli; aczini, fakrını, kusurunu ve zafiyetini hiç unutmamalıdır. Yaratıcısına iman etmek, O'nu tanımak, sevmek, taat ü ibadette bulunmak, zikir, fikir, şükür, hamd ü sena ile rahmetine sığınmak, kudretine dayanmak, rububiyetine dehalet etmek gerektir ki "keşke"lere maruz kalmasın.

Ramazan Çalışkan.


Related news items:
Newer news items:
Older news items: