GENÇ DÜŞÜNCE

SITE SLOGAN

Sunday, May 20th

Son güncelleme12:23:46 PM GMT

You are here: Edebiyat Makale "Alegori"

"Alegori"

e-Posta Yazdır PDF
alegoria

Grekçe “allegoria”, İsa (a.s.)’dan sonra Herakleitos takma adlı bir gramerci tarafından ilk defa terim olarak kullanılmıştır. Bu kelime, dolaylı bir iletişim biçimini ifade etmekteydi. Bir şeyi söyleyerek, başka bir şeyi kastetmek anlamına geliyordu. Bunun eşanlamlısı olan “allegorein” ise, genel anlamın dışında daha derin, alelade insanın anlayamadığı başka bir anlam demekti.1[1] Cicero, gramercilerin allegorisini şöyle tanımlar: “Bir şeyi söyleyip onunla başka bir şeyi kastetmektir.”2[2]

 

 Allegori, kişiyi görünüşün ötesine götürecek ve orada yatan gizli anlamı aramaya yöneltecek biçimde kurulmuş bir anlatım tarzıdır. Yunanca “allos (öteki) ve agoreuein (anlatıcı)” anlamına gelen terimin ima ettiği gibi, allegorik anlatımda kullanılan dilin hemen algılanan anlamından öte bir başka anlamı da içeren gizli bir “öteki anlatıcısı” vardır.33]



Allegori, en genel anlamda kendisi de bir semboller sistemi olan dil aracılığıyla yapılan ifade manevralarıdır ve sözlü gelenekle başlayıp yazılı gelenekle temel bir dönüşüm geçirmiştir.4[4]

 

 Gerek Doğu, gerek Batı edebiyatlarında geniş yer verilen allegori, dinler tarihinde, kutsal kitapları allegori ve sembollerle yorumlayan bir yöntem olarak karşımıza çıkar. Allegori yöntemi, özellikle Yahudi Philon, Hıristiyanlarda Origenes, İskenderiye Okulu ve Aziz Bernardus tarafından kullanılmıştır.5age: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">[5]

 

“Mecaz” diye çevirebileceğimiz “allegori”, felsefede ve özellikle teolojide kullanılmış ve kutsal kitapların simgesel anlamlarını dile getirmede önemli bir fonksiyon üstlenmiştir.6[6] Öyle ki, teolojik tarihi süreçte, allegoriye dayanan yorum, genel itibariyle Tanrısal bilgiye daha uygun, daha yüksek bir anlamı keşfetme çabalarının adresi olmuştur.7[7] Kabul edilemez veya saçma bir anlamla karşılaşıldığında, bundan allegorik, yani olağan anlamın dışında bir anlamın bulunması gerektiği anlayışı, kutsal kitapları yorumlama8[8] çabalarında son derece zengin bir literatürün meydana gelmesine zemin hazırlamıştır.9[9]

 

Allegoriden bahsederken, tarihte allegori yöntemini en iyi kullandığı varsayılan Yahudi filozof Philon’dan (İ.Ö. 15/20-İ.S. 45/50) bahsetmemek, bir eksiklik olacaktır. Philon hakkında Gerard Bruns şöyle demektedir: “Philo,10[10] antikitedeki en büyük allegoristtir, tarihin en büyük yorum ustalarından biridir ve pek çok açıdan yorum tarihinin temel taşıdır.”11[11]

 

Stoacı düşüncede önemli bir yere sahip olan İskenderiyeli Yahudi filozof Philon, dış anlam-iç anlam ayırımına özellikle vurguda bulunarak, iç anlama ulaşmak amacıyla allegorinin kullanılması gerektiğini belirtmiştir. Allegori, Philon’la başlayan bir yorum yöntemi olmasa da, o, bu yöntemi Eski Ahit yazılarına ustaca uygulamayı denemiştir. O, “hangi durumlarda kutsal metnin ifadeleri literal (lâfzî) veya allegorik olarak anlaşılmalıdır?” şeklinde akla hemen gelebilecek bir soruya şöyle cevap verir: “Tanrı, kutsal metnin allegorik olarak anlaşılması gereken pasajlarında bazı belirtilere yer verir. Kutsal kitapta hata ihtimali bulunmadığına göre anlamsız, yanlış veya tuhaf gibi görünen pasajların anlaşılmasında allegori, ifadelerin yorumlanmasında ve doğru anlama ulaşılmasında sıçrama tahtası işlevi görür.”12[12]

 

Philon, literal ve allegorik anlam arasındaki ilişkiyi, beden ile ruh arasındaki ilişkiye benzeterek, yorumu, üst anlamı ortaya çıkarmak amacıyla ifadenin fiziki yapısını aşmak olarak nitelendirir. O, allegorik yöntemi, Eski Ahid’i çelişki ve anlamsızlıklardan kurtaracak bir formülasyon olarak algılayıp, literal anlamın ötesinde sembolik ve mistik anlamlar keşfetmeyi denemiştir.13[13] Ayrıca Philon allegorik yöntemle Eski Ahid’i çelişkilerden kurtarmaya çalıştığı gibi, Eski Ahid’le Yunan felsefesi arasındaki çatışmayı da ortadan kaldırmaya özen göstermiştir.

 

Şüphesiz allegorilerin kullanımı, insan ruhunun derin bir ihtiyacını karşılar. Yalın biçimde ifade edilen bir düşünce, açık olsa bile, insan yüreğinde bir yankı uyandırmayabilir. M.Ö. V. Yüzyıldan M.S. XIII. Yüzyıla kadar allegori, basit bir edebi oyun değildir. O, hakikate ulaştığına inanan bir ruhun hamlesi, soyut kelimelerle ifade edilemeyen varlığı bilme ve tanıma yoludur.14[14] Allegorinin söz konusu süreçteki bu özelliğinden dolayı, gelişigüzellik ve keyfilikten sakınılmaya çalışılmıştır. Dış anlamın ötesine giden farklı anlamların hangi çerçevede kalması gerektiği ve dış anlamın tamamen iptal edilmesi durumunda keyfilik tehlikesinin baş göstereceği endişesinden hareketle allegorik yorumcular, daha derin bir anlamı ortaya çıkarabilmek için, dış anlamdan (sens litteral) hareket etmek gerektiğini söylemekte ısrar etmişlerdir.15[15]

 

Sözgelimi, bir anlamda Hıristiyan allegorisini ilk defa ortaya atan Aziz Pavlos’un16[16] anlayışında, gizli anlam, açık anlamla ilişki içindedir.17[17] Luther’in anlayışına göre de, “metin kendi kendini yorumlayıcı ve kendi içinde yetkindir.”18[18] Morton Bloomfield ise şöyle der: “Herhangi bir sanat eserinin büyüklüğünün, lafız itibariyle, esere biçimini ve varlığını veren şeyde yattığını söylüyorum. Mukayese kabul etmez ölçüde en derin anlam, kelime anlamıdır; çünkü kelime anlamı bize her zaman yeni bir yorum imkânı sağlar. Herhangi bir özel anlamın değişikliğe uğraması söz konusu değildir. Anlamı açmak için kelime anlamına geri dönmemiz gerekir. Kelime anlamı, metne hayat verir ve sürekliliğini sağlar. Yanlış yorumu düzeltici bir güç olarak işlev görür.19[19] Bir örnek vermek gerekirse, Kabil’in kalkıp kardeşi Habil’i öldürdüğünü bir vakıa olarak belirten bir Kabil ile Habil öyküsü var olmadan, Kabil ile Habil öyküsünün ne allegorik ne de başka herhangi bir tür okunuşu söz konusu olamaz ve böyle bir durum, Kabil’in Habil’i öldürdüğü anlatısal gerçeğinin yoruma kapalı olduğu anlamına gelir. Söz konusu öykü, anlatının pragması veya konusu, yani gerçekleşen şeydir. O halde sorun, gerçekleşen şeyin nasıl değerlendirileceğidir.20[20]

 

Batıda, allegorinin gelişigüzellikten ve keyfilikten uzak durması veya kurtulması adına gösterilen bu tür hassasiyetlerin, müslüman ilim adamlarının sembolizm konusundaki endişe ve hassasiyetleriyle belli oranda örtüşmesi önemli bir noktadır. Zira bu ortak endişe ve kaygılar, böylesine önemli bir konuda, gelişigüzel ve ölçüsüz hareket edilmemesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

1[1] Özcan, Teolojik Hermenötik, s. 32–33

2[2] Özcan, a.g.e., s. 35

3[3] Bk., Ana Britannica, Genel Kültür Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık ve Encyclopedia Britannica, İnc., 1986, I, 342; Çok geniş bir alana yayılan allegoriyi, sadece bir edebi tür olarak düşünmek yerine her türde rastlanan, denetimli bir dolaylı anlatım, bir çift anlamlılık boyutu ya da tarzı olarak görmek daha yararlı olabilir. Böyle geniş bir perspektifle bakıldığında, allegorik tarzın otoriter rejimlerde daha çok geliştiğe görülür. Nitekim Batılı insanın zihnine bütünsel olarak egemen olmayı amaçlayan Hıristiyan öğretisinin geçerli olduğu ortaçağ Hıristiyanlık dünyasında, allegori büyük bir yayılma alanı bulmuştu. Yaşamın her alanında kısıtlamaların çok güçlü olduğu bir dönemde, allegori bir özgürlük aracıydı. Gerçekçilik ve otoriteye karşı direnme ise genellikle allegorideki kat kat biçimlenişi çözer ve allegorik sürece karşı bir güç oluşturur. Simgesel hiyerarşilerin bu biçimde çözülmesi çağdaş dünyada allegorinin yeni biçimler almasına yol açmıştır. Bununla birlikte büyük mitlerin insanın önemine ilişkin değişen yeni yorumlarının kuşaktan kuşağa aktarılması, ancak allegorik bir kavrayışla gerçekleşir. Allegorik tarzın bıraktığı tortu, mutlaka yorumlanması gereken dolaylı, belirsiz, hatta bulanık bir simgeselliktir. Bk., Ana Britannica, Genel Kültür Ansiklopedisi, I, 342

4[4] Bk., Ana Britannica, Genel Kültür Ansiklopedisi, I, 343

5[5] Bk., Meydan Larousse, Büyük Lugat ve Ansiklopedi, Sabah, Ekim 1992, I, 290

6[6] Bk., Özcan, Teolojik Hermenötik, s. 267

7[7] Bir örnek vermek gerekirse, bize kadar ulaşan tek çalışması olan “Hayy İbn Yakzan” isimli felsefi içerikli allegorik eserinde Ebu Bekr İbn Tufeyl, kurgusal bir öykü kullanarak, merkezi figür Hayy adlı kişinin, Hint Okyanusu’ndaki çölle kaplı bir adada Zorunlu Varlığın bilgisine nasıl ulaştığını sembolize eder ve Hayy örneğindeki gibi hakikatin bir zahiri, bir de batın olmak üzere iki yüze sahip olduğunu söyleyerek felsefe ile din, akıl ile iman arasındaki görünürde olan çatışma probleminin çözülebileceğini öne sürer. Bk., Fahri, Macit, İslam Felsefesi Kelamı ve Tasavvufuna Giriş, Çev.: Filiz, Şahin, İnsan Yay., İstanbul, 2002, s. 122-125

8[8] Allegorinin fonksiyonu, lafzın eskiliğine rağmen, kutsal kitabın yeniliğini göstermektir. Bk., Bk., Özcan, a.g.e., s. 36-37

9[9] Bk., Özcan, a.g.e., s. 33

10[10] Kaynaklarda yer yer “Philo” şeklinde geçer.

11[11] Bruns, Gerard, Antik Hermenötik, Çeviren: Durdu, İhsan, Yeni Zamanlar Yayınları, İstanbul 2001, s. 146

12[12] Demir, Şehmuz, Kur’an’ın Yeniden Yorumlanması Batı’yla Münasebetin Kur’an Yorumuna Yansımaları, İnsan Yayınları, İstanbul 2002, s. 119–120

13[13] Demir, a.g.e., s. 120; “Allegorik yorum, kavram ve inançları itibariyle yabancı bir sisteme ait cümlelerin kişinin kendi dilinde yeniden tasviri anlamına gelir. Kanaatim odur ki, bu fikir en azından, Alexandria’da aşağı yukarı İsa zamanında yaşamış ve Helenistik kültürün kavram ve inançlarına göre anlamlandırmak amacıyla Septuagint üzerine, yani İbranice İncil’in Yunanca tercümesi üzerine çok sayıda yorumda bulunmuş olan Philo Judaeus’ın durumunda, allegorik yorumun mantığını kaba saba ve ham bir şekilde tasvir etmektedir. Bu bağlamda, anlamlandırma, sadece özgün bir mesajın canlandırılması veya korunması anlamına gelmez, daha çok bir metni son derece yeni bir kültürel çevreye entegre etme anlamına gelir...” Bruns, Antik Hermenötik, s. 139–140; “Kabaca belirtmek gerekirse, allegori, ikisini birbirine irtibatlandıran bir anlamın var olduğu iyimser varsayımına dayanarak, kişinin yabancı bir kavramsal şemayı kendi kavramsal şemasıyla bağdaştırmasıdır.” Bruns, a.g.e., s. 143–144

14[14] Bk., Özcan, Teolojik Hermenötik, s. 29; 'Allegori', daha dar bakarsak, Batı Avrupa'nın ortaçağda başına tac ettiği bir anlatım yöntemidir. Tanımlayıcı özelliği, en kısa söyleyişiyle, bir şeyin bir başka şeyi temsil etmesidir. Bu yönüyle allegori, aslında, Kutsal Kitap'ı okuma ve yorumlama çabasının bir sonucudur ve bu kitabın, başka bir çağda yaşayan insanlara 'kriptik' görünen meselelerine, hikâyelerine, o çağ için anlaşılabilir ve benimsenebilir makul ve mantıklı bir yorum bulma çabasıdır. Bk., Belge, Murat, Allegori, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=144745, 28.03.2005; Allegori'yi, remiz sözcüğüyle karşılamak mümkündür. Bu ifade tarzı, hemen bütün Semavî Kitapların, bilhassa Tevrat ve İncil'in sıkça kullandığı bir anlatım üslûbudur. Örneğin, Patristik Dönem'in parlak simalarından Origenes ve Clemens'e göre Kitabı Mukaddes'te Tanrı, antropomorfik teşbihlere konu olduğu için, bu tür pasajların mutlaka allegorik yöntemle yorumlanması gerekir. Ayrıca ALEGORİ'de temsil edenle temsil edilen arasında, iddia edildiği gibi direkt bir istidlâl yoktur, biraz dolambaçlıdır; siyak-sibakın bilinmesi gerekir. Bk., Çağıl, Necdet, Allegori, http://www.radikal.com.tr/yorum.php?yorumno=367112&haberno2=144878&yss=2, 28.03.2005

15[15] Bk., Özcan, Teolojik Hermenötik, s. 33

16[16] Bk., Özcan, a.g.e., s. 35

17[17] Bk., Özcan, a.g.e., s. 36

18[18] Bruns, Antik Hermenötik, s. 150

19[19] Bruns, a.g.e., s. 149

20[20] Bruns, a.g.e., s. 150–151


Newer news items:
Older news items: