
Ümmi kelime manası olarak anneciğim demektir.Terim olarak okuma yazma bilmeyen kişi manasına gelir.Halk arasında da ümmi denilence okuması yazması olmayan hatta biraz da cahil manalarında kullanılır.
Kur’an-ı Kerim’de 7/157,158 de Hz.Peygamber (A.S.M) içinde ümmi peygamber olarak nitelendirir.Oysa Hz.Muhammed (A.S.M) Okumaya yazmaya çok önem vermiş hatta bütün tarihçilerin ve sahabelerin şahitliği ile bedir harbinde alınan esirleri on kişiye okuma yazma öğretmesi şartıyla serbest bırakmış hürriyetlerine kavuşturmuştur.Hayat boyu köle olarak çalıştırmak veya büyük bir para karşılığında iade etmek gibi çeşitli alternatifler varken Hz.Peygamber(A.S.M) on kişiye okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakmış ve dediği gibide uygulamıştır.
Acaba okumaya yazmaya bu kadar ehemmiyet veren bir peygambere ümmi sıfatı neden verilmişti?Okumayı yazmayı bir çırpıda Allah-u Teala kendisine öğretemezmiydi?Veya ashabdan birisi kendisine okuma yazma öğretemezmiydi?Hatta istese kendisine Cebrail(A.S) dahi ders vermezmiydi?Binlerce ayet-i kerimeyi öğrenen ezberleyen bir zat elifbanın harflerini okuyup yazamazmıydı?Gibi bir çok sorular hatırımıza gelmektedir.Muhakkak ki bunun bir çok hikmetler vardır.Bunlardan birkaç tanesini sıralayalım;
Allah-u Teala peygamberlerini seçerken zeki ,emin,günah işlemeyen,zamanın pis ve kötü şeylerine bulaşmamış başlangıç ile sonucu aynı özelliklerde yaşayan temiz ,saf,arı duru,pak insanları tercih ediyordu.Ta ki ümmetlerine her konuda rehber olsunlar ve tebliğ ettikleri hakikatları kendi şahsi hatalarıyla bulandırmasınlar.Vahyle gelen hakikatlere başka şeyler katılmasın,insanların kafalarında daha önce öğrendiği şeyleri bize tebliğ ediyor gibi sorular uyanmasın.Allah’tan gelen vahyin kendilerine hiçbir şey bulaşmadan geldiği kanaatına sahip olsunlar diye ümmi peygamber olarak nitelendirilmiştir.
Başka bir yorumla Allah peygamberini zamanın her türlü fikir akımlarından korumuş yanlış,sapık birçok sözlerden,felsefi yorumlardan tahrif edilmiş kitaplardan onu muhafaza etmiş ona adeta annesinden doğduğu gibi tertemiz fıtri haliyle peygamberliği vermiş.Adeta teşbihte hata olmasın Rabb-ul Alemin peygamberini sıfır kilometre annesinden doğduğu gibi saklamış onu sadece vahy eğitimi ve fıtri eğitimle yetiştirmiş hiçbir şüpheye,itiraza yer bırakmamıştı.
Hakka suresi 44,45,46 da Rabb-ul Alemin ;”Eğer O Peygamber,bize isnad ederek bazı sözler uydursaydı,(veya bizim sözlerimizi değişik yorumlarla tebliğ etseydi) biz onu muhakkak kuvvetli bir azabla yakalardık!Sonra onun can damarını keserdik!”buyuruyor.
Yine bu konuyla alakalı olarak Bediüzzaman Hazretleri yirmiyedinci söz olan içtihad risalesinde bu zamanda içtihat kapısını açmanın tehlikelerinden bahsederken;”Amma şu zamanda,medeniyet-i Avrupanın tahakkümüyle,felsefe-i tabiiyyenin tasallutuyla,şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla efkar kulub dağılmış, himmet ve inayet inkısam etmiştir.Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir.İşte bunun içindir ki,şu zamanda birisi dört yaşında Kur’an-ı hıfz edip alimlerle mübahese eden Süfyan ibn-i Uyeyne olan bir müçtehidin zekasında bulunsa,Süfyanın içtihadı kazandığı zamana nisbeten,on defa daha fazla zamana muhtaçtır.Süfyan on senede içtihadı tahsil etmişse,şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin.Çünkü,Süfyan’ın ibtida-i tahsil-i fıtrisi,sinn-i temyiz zamanından başlar.Yavaş yavaş istidadı müheyya olur,nurlanır,her şeyden ders alır,kibrit hükmüne geçer.Amma onun naziri şu zamanda –çünkü zihni felsefede boğulmuş,aklı siyasete dalmış,kalbi hayat-ı dünyeviyede sersem olmuş,istidadı içtihattan uzaklaşmış-elbette fünun-u hazırada tevağğulü derecesinde ,istidadı içtihad-ı şer’i kabiliyetinden uzaklaşmış ve ulum-u arziyede tefennünü derecesinde,içtihadın kabiliyetinden geri kalmıştır.” Der ve konumuza çok güzel bir ışık tutar.
Bu parağraftan da anlaşılıyor ki zamanın felsefesi,siyaseti,diğer medeniyetlerin baskısı ,hayat şartlarının değişmesi insanların vahyi anlamasına ve yorumlamasına
etki etmektedir.Bediüzzaman Hazretlerinin de dediği gibi kalbi, aklı ,ruhu fıtri halde kalacak vahyle yoğrulacak annesinden doğduğu gibi ümmi bir halde olacak
zamanın pisliklerine bulaşmayacak ki emirleri almada ve tebliğde mükemmel olsun.Bundan dolayı Hz.Peygamber(A.S.M) Ümmi olmalıydı hatta anne babası dahi
önceden vefat etmeliydi hem yetim hem öksüz olmalıydı.Rabbimizin hikmeti böyleydi.Çünkü gönderilen emanet kıyamete kadar insanlara ışık tutacaktı ,en ufak
bir şüphe ,en küçük bir itiraz olmamalıydı.
O halde biz diyoruz ki Hz.Muhammed(A.S.M) Ümmi idi, fıtri idi, annesinden doğduğu anki kadar temiz ve pak idi,hiçbir kirli fikirle zihni karışmamış doğrudan kalbini
Allah’a vermiş onun nuruyla dolmuş, ilmini ondan almış,fıtri zekasıyla vahyi almış ve insanlara tebliğ etmişti.Kendisinden sonra gelen ümmetinin alimleri de
tevhid-i kıble olarak Kur’an-ı seçmişler onunla kalblerini,akıllarını yoğurmuşlar,fıtratlarını doğrudan vahye yöneltmişler vazfelerini bihakkın böyle ifa etmişlerdir.
İçtihatlarında ,ayetleri yorumlamalarında,her asırdaki vazifelerinde olayları değerlendirmelerinde vahyi temel almışlar hatta ellerinde Kur’an’dan başka kitap olmamış,
bazen yazı yazamayınca bende yarı ümmiyim diyerek Hz.Peygamber’e(A.S.M) benzemenin gururunu yaşamışlardır.Rabbim bizleri de O Resul-u Ekrem(A.S.M)ın
ümmiliğiyle şereflendirsin ve O’nun şefaatlerine nail eylesin.Amin.
Kardeşiniz Mehmet BALİ



Makale


Dil kusurlu olursa kelimeler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa töre ve adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.
Biz biliyoruz ki özürlülük bir mazeret değil. Özürlülerimizin de bunu çok iyi bildiği ve yaşadığı kanaatindeyiz. Her şeye rağmen bir şeyler yapmak, bir şeyler üretmek insanın azmiyle alakalı olan bir husustur. Onun için diyoruz ki asıl özür, yaşama sevincini kaybetmek, sevme ve sevilme duygusunu kaybetmek, kısaca ümidini kaybetmektir. Bu anlamda özürlülerimizin tüm talep, istek ve ihtiyaçları için sosyal devletin bu işe bakan kurumu olarak yanlarındayız.
Mukayese kabul etmez ölçüde en derin anlam, kelime anlamıdır; çünkü kelime anlamı bize her zaman yeni bir yorum imkânı sağlar. Herhangi bir özel anlamın değişikliğe uğraması söz konusu değildir. Anlamı açmak için kelime anlamına geri dönmemiz gerekir. Kelime anlamı, metne hayat verir ve sürekliliğini sağlar. Yanlış yorumu düzeltici bir güç olarak işlev görür.
Aslında şimdi de yaşadığımız şey pek kuvvetli bir şey içerir. O kadar güçlüdür ki onunla yüzleşemeyiz. Bu sebeple her zaman geçmişten ödünç alır ve geleceği davet ederiz. Belki de bu yüzden dini ararız. Belki de bu yüzden sokaklarda uygun adım yürürüz. Belki de bu yüzden toplumdan şikâyet ederiz. Belki de bu yüzden başkanlara oy veririz. Bu epeyce ironik, hatta çok tuhaf.
Hollanda'dan bir ekiple "Aileye Aile İçinde Yardım" adını verdiğimiz bir projede beraber çalışıyoruz. Sosyal Hizmetlerde yerleşik olan tümevarım yani "çocuk, genç, özürlü, kadın ve yaşlıdan aileye" anlayışını değiştirerek, tümden gelim, yani aile odaklı çalışıyoruz. Çocuk, genç, özürlü, kadın ve yaşlı ile ilgili bir problem bize ulaştığında aileyi merkeze alarak çalışma yapıyoruz.

26.12.2009
Risale-i Nur